|
Eski adıyla Ebülhayr olan bugünkü GÜLYALI İlçesi topraklarında çeşitli kavimlerin yaşadıkları bilinmektedir. Bir yandan, kıyı sularının balıkçılığa elverişli olması, yelkenli kayık ve gemilerle Karadeniz sahillerindeki şehir ve kasabalara, hatta Ege ve Akdeniz'e kadar ulaşılması; öte yandan zengin ormanlarından çıkarılan keresteler, topraklarından başta demir olmak üzere, bakır, gümüş ve kurşun madenlerinin bulunması, bu bölgeyi kavimlerin ilgisini çeken önemli yer durumuna getirmişti.
Ksenefon, güneydoğu Anadolu'yu Fırat vadisini takip ederek, güneyden Karadeniz'e kadar geçmiş; M.Ö. 400 yılında Trabzon'a ulaşmıştı. Trabzon'dan itibaren de kıyı boyunca ilerleyerek, askerleriyle birlikte Giresun'a gelmişti. Ksenefon, buradan ayrıldıktan sonra, yine sahili takip edip Ordu topraklarına girmişti. Giresun'un batısında oturan Mosinoik kavminin topraklarından geçerken onlarla çarpışmak zorunda kalan Ksenofon, nihayet daha batıdaki Tibarenlerin yerleştikleri Kotyora'ya varmıştı. (M.Ö. 400) Ksenefon, Giresun'la Kotyora (Ordu yakınındaki bir liman kasabası) arasındaki kıyı yolculuğunu şöyle anlatmaktadır:
"Hellenler burayı (mosinoiklerin yaşadıkları bugünkü Piraziz -Ebülhayr topraklarını kasdediyor) yağma ettiler ve ambarlarda, Mo-sinoikler'in söylediğine göre, geçen seneden kalma ekmekler buldular. Bundan başka bu senenin tahılı da bulundu. Bunlar, en ziyade kızılcık buğdaydı ve saplarının üstünde saklanmışlardı. Tuzlanarak küplere bastırılmış Yunus Balığı eti ve kaplar içinde balık yağıda bulundu. Bu yağı Mosinoikler Hellenler'in zeytinyağını kullandıkları gibi kullanıyorlardı. " "Kilerlerde birçok yassı cevizler bulundu. Bunların iç kabukları yoktu (bu meyvenin kestane olduğu tahmin ediliyor). Bu cevizler Mos-sinoiklerin baş gıdasıydı. Bunları haşlıyor ve ekmek gibi fırınlarda pişiriyorlardı. Şarap da bulundu. Bu şarap, su karıştırılmazsa biraz ekşi idi; ama su ile karışınca lezzeti de, kokusu da pekhoş oluyordu..."
"... Bu memleketin (daha batıdaki Mosinoiklere ait diğer topraklar kastediliyor), dost ve düşman kısımlarını Hellenler sekiz günlük yürüyüşle geçtiler ve Khalyb'lerin (Kalib) memleketine vardılar. Bunlar kalabalık değillerdi ve Mosinoiklerin tabaası idiler. En büyük uğraşları Demir madenlerinde çalışmaktı, bu onların en büyük gelir kaynaklarıydı. "Hellenler buradan sonra Tibarenler'in olduğu yere (bugünkü Gülyalı toprakları) geldiler. Bu memleket daha düzlüktü. Dost sıfatıyla iki gün bu memleketten geçildikten sonra Kotyora'ya (Ordu) varıldı. Burası bir Hellen şehri ve Sinope'nin Tibarenler memleketindeki bir kolonisi idi..." Ksenefon'un anlattıklarından anlaşıldığına göre, Gülyalı'nın doğu yöresinde Mosinoikler batısındaki ve iç kesimlerinde demirci kavim Ka-lib'ler biraz batısında ise Tibarenler oturmakta idiler. Bu anılardan, bölgede yassı ceviz (kestane) yetişdiğini öğreniyoruz. Kilerde bulunan bayatlamayan ekmeklerin, kurutulan kestanelerin un haline getirildikten sonra karıştırılarak pişirilmek suretiyle elde edildiğine şüphe yoktur. Halen köylerde kestanenin kurutularak un haline getirilip, ekmeklik buğday veya mısır unuyla karıştırılarak pişirildiği ve oldukça lezzetli, uzun zaman tazeliğini koruyan bir çeşit ekmek olarak yenildiği bilinmektedir. Bölge halkının Yunus Balığı etinden ve yağından yararlanmaları da, bu yörede balık avcılığının oldukça ilerlemiş olduğunu göstermektedir. Giresun'la Ordu arasındaki topraklarda Mosinoik, Kalib ve Tibaren adlarında kavimlerin yaşadıklarını da yine bu anılardan öğreniyoruz. Gülyalı İlçesi'nde, günümüzden 2400 - 2500 yıl önce balıkçılıkla uğraşan, buğday ekip ekmek yapan ve daha da ileri giderek bayatlamayan ekmek yapmasını bilen; balık yağını yemekte ve aydınlatmada kullanan, kestane meyvesini besleyici bir gıda olarak tüketen; silâh olarak demir işleyerek savaş baltaları üreten, sığır derisiyle kaplı örme kalkan yapan, ağaçtan oyulma kayıklarla denize açılacak kadar cesur ve denizcilikten anlayan, bir ucunda sivri balta, diğer ucu yuvarlak topuzlu demir mızraklarla savaşan Mosinoik'ler ve Kalibler gibi güçlü topluluklar yaşamakta idiler. Eski çağlarda Ordu ve yöresindeki Polemonium (Bolaman), Cotyora (Ordu) gibi önemli liman kasabalarına ait topraklar demir cevherini işlemekte tanınan Kalib'ler tarafından iskân edildiği için, bu bölgeye (Ka-libya) adı da verilmiştir. Tibarenler, kıyı ile birlikte sahilden biraz daha iç bölgelerde oturmakta idiler. Anadolu'nun, XII. yüzyıldan itibaren bütün Karadeniz kıyılarıyla birlikte Türk Yurdu haline getirilmesiyle, Gülyalı Bölgesi topraklarıda buyurdun bir parçası olarak Türk tarihindeki yerini almış bulunmaktadır. XIV. yüzyılın ortalarında Mesudiye bölgesinde kurulan Hacı Emir Oğulları, aynı yüzyılın sonlarına doğru, Ordu'dan Giresun'a (Giresun şehri dahil) bütün kıyı bölgesini topraklarına katmışlardı. Hacı Emir Oğlu Beyliği, XV. yüzyılın hemen başlarında Osmanlı Devleti idaresine geçtikten sonra, II. Murad zamanında (Ebülhayr)ın da (Nahiye) olarak Ordu Bayramlı kazasına bağlandığı görülmektedir. Gülyalı İlçesi topraklarının Osmanlı Devleti zamanındaki durumunu incelenmeden önce, Osmanlı Devleti toprak idaresi, köyler, ürünlerin tes-biti ve köylerde yaşayanlar hakkında bilgilerin nasıl derlendiği hakkında bazı açıklamalarda bulunmanın faydalı olacağına şüphe yoktur. Osmanlı Devrindeki (Tahrir) adı verilen bu resmi tesbitler, günümüzde birçoklarmca yanlış eksik bilinen bazı konuların aydınlanmasını olası kılmaktadır. Ordu ilinde doğup büyüyen, ataları da bu topraklarda yaşamış olan bazı kişiler, yabancı kökten geldiğini sandıkları yer ve köy adlarına dayanarak, o yörede eskiden beri çoklukla gayrimüslimlerin oturdukları gibi yanlış ve tarihi gerçeklerle bağdaşmayacak ifadelerde bulunmaktadırlar. Bu gerçek dışı iddiaların kaynağının yer ve köy adlarının menşeleri, bölgedeki yerleşmenin tarihi gelişmesi hakkında yeterli bilgi sahibi olamamaktan ileri geldiğine şüphe yoktur. Ayrıca, Ordu topraklarına da ait Tahrir Defterleri'yle* Vilâyet Sal-nameleri'ndeki bilgilerin incelenmemiş olması da, bölgenin geçmiş yıllarını karanlıkta bırakmış bulunmaktadır.
Anadolu'nun her tarafında olduğu gibi, Ordu topraklarındaki köy ve mezralarda yerleşenler Oğuz boylarına mensup çeşitli Türkmen topluluğu halklarındandır. Genellikle yerleştikleri köylere kendi oba ve aşiret adlarını veren bu Türkmenler, yörük taifesi, konar-göçer Türkmen yörükleri aşiret ve cemaatları adlarıyla belgelerde yer almaktadırlar. Bu topluluklardan 'yörük' deyimi, iyi ve çabuk yürüyen, çadırda yaşayan, bir yerde devamlı kalmayan 'göçebe halkı'anlamına gelir. Yörüklerin yaşayışlarıyla ilgili olarak, Osmanlı idaresi bazı kanunlar çıkarmış; bunların bir yerden bir başka yere gidiş-gelişleri düzenaltına alınmak istenmiştir. Yörüklerin başlarına "Yörük Beyi" denirdi. Bu Bey, savaş zamanında belirli sayıda yörüğü savaşa göndermekle yükümlüydü. Konar - göçer Türkmenler ise, Osmanlı Devleti'nin en önemli Türkmen toplulukları
'TAHRİR DEFTERİ NEDİR... Osmanlı Devleti idaresinde, yeni fetholunan veya Osmanlı topraklarına katılan memleketlerin arazilerinin tescil amacıyla, düzenli kayıtlar yapılırdı. Bu yazı işine (Tahrir), bilgilerin kaydedildiği defterlere de (Tahrir Defteri) denilirdi. Bu tesbitler, takriben 40-50 yılda bir, veya gereksinime göre daha da kısa aralarla yinelenirdi. Bu arada, Osmanlı Sultanları'nın idareyi ele almalarını takiben Tahrir Defterleri'ni yeniden tanzim ettirdikleri de sıkça rastlanan olaylardandı. Ayrıca, vergi gelirlerinin herhangi bir suretle artmış veya eksilmiş görünmesi, tensikat, defter harici kalan gelirleri deftere almak gibi, zamanla oluşan değişiklikler dolayısiyle de tahrir yapılırdı. Tahrir, yani arazilerin tesbit işleri, Divan-ı Hümayun'dan (Nişancı) adıyla anılan bir yetkilinin kontrolü altında yapılırdı. Bir yerin tahriri yapılacağı zaman, öncelikle bunun idare edecek namuslu, doğru, kabiliyetli ve çalışmasına, bilgisine son derece güvenilir bir seçilirdi ki, buna (il Yazıcı), (Emin) denirdi. il Yazıcı, tesbit edilecek arazinin büyüklüğüne göre yanında yeteri kadar kâtipleri bulunduğu halde, o bölgeye giderdi. Devletin bütün mahalli, idari, ve adli teşkilatlan il Yazıcılarına istedikleri yardımları yapmakla mükelleftirler. Arazi, öncelikle Padişahlara ve yakınlarına ait HAS'lar, Zeamet ve Tımarlar; Padişahlara mahsus Vakıflar, diğer Vakıflar ve Mülk'ler olmak üzere çeşitli cinslere bölünürdü. il Yazıcı, ekibiyle birlikte şehir, kasaba ve köyleri ve mezraaları birer birer dolaşarak, buralarda oturanları, vergi mükelleflerinin künyelerini; içlerinde vergiden muaf olduklarını belirterek, yazar; bu arada topraklı; evli, bekâr, ihtiyar, sakat, zanaat sahibi veya ilmiye sınıfına mensup olanları, müslüman ve hıristiyan nüfusu isimleriyle ayrı ayrı kaydederdi. Her köyün mer'ası, mezraası, kışlağı, yaylağı, korusu, ormanı, cins cins gösterilmek üzere yetiştirdiği her çeşit ürünlerin yıllık miktarları da tesbit olunurdu. il Yazıcı, elindeki kayıtları birleştirerek bir defter meydana getirirdi. Ayni zamanda idari Teşkilâtı da gösteren bu deftere (Mufassal) denirdi. Nişancı tarafından tetkik ve gereğinde Padişah'ın fermanıyla tashihine izin verilen bu defterler, iki nüsha olarak hazırlanırdı. Biri istanbul'da Defterhane Hazinesi'nde, diğeri ise tuğrasız olarak Saray'da muhafaza edilirdi. Bu (Tahrir Defterleri), Osmanlı Devleti topraklarının ana ve asıl kayıtlan olup, tapu hükmünde idiler. Sonraları Tapu Defteri olarak kabul edilmişlerdir.
Çamaş'ın Sarıyakup ve Söken, Gürgentepe'nin Dikenlice; Kabataş'ın Eceli; Gülyalı'nın Ebülhayr, Mustafalı, Alibey, Kabadüz'ün Kuylu, Başköy, Kotanı, Bayramlı ve Harami köylerinin ilk sakinleri 'yörük' topluluklarına mensup oymak, aşiret veya cemaat oldukları anlaşılıyor. Konar - göçer Türkmen yörüklerinin de Çamaş'ın Danışman; Kabadüz'ün Karaağaç; Kabataş'ın Hoşkadem köylerine ilk yerleşen Türkmen oymak, aşiret ve cemaatlarına mensup topluluklar oldukları biliniyor. Tahrir Defteri'nde, Ordu Bayramlı'daki bütün köyierin o yıllardaki adları, kaç hane (ev) olduğu; köyde yaşayanların müslüman ve hıristiyan olarak adları; bucaklarda yetiştirilen ürünler ve gelirleri açıklamış bulunmaktadır. Osmanlı dönemindeki Ordu Bayramlı Kazası'nın toprakları batıda Bolaman Çayı'ından içeride Aybastı, Gölköy, Reşadiye, Mesudiye ilçeleriyle Karagöl Dağı'nın doğu bölgesinde Dereli'ye; kıyıda Bulancak dahil, bütün kıyı şeridini kaplamakta idi.
Ordu Bayramlı Kazası'n ı n bu geniş toprakları üzerinde 21 bucak, bu bucaklara bağlı 750 köy ve gelirleri açıklamış bulunmaktadır. Ordu Kazası'na bağlı köylerin adları, hane sayıları üzerinde durulurken, o köyde yaşayan halkın müslüman veya başka dine mensup o-lup olmadıkları da incelenmiştir. 1455-1613 yılları arasında 5 ayrı tarihlerde (Tahrir) yapılmıştır. Bu tahrir defterlerinden 1455 tarihlisinin Fatih Sultan Mehmed Han (1451 -1481) zamanında, 1485 tarihli Defter' in II. Bâyezid Han (1481 - 1512) zamanında; 1520 tarihli Defter'in Yavuz Sultan Selim Han (1512 - 1520) zamanında veya Kanuni Sultan Süleyman Han'ın (1520 - 1566) tahta çıktığı tarihte; 1613 tarihli Tahrir Defteri'nin de Birinci Ahmed Han (1603 - 1617) devrinde tanzim düzenlendikleri anlaşılıyor.
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
|